top of page

Manifest

Portreler Serisi

Portreler Serisi, insanın yalnızca dış görünüşüyle değil, içsel dünyası ve kimlik inşasıyla da yüzleşmesini amaçlayan bir sorgulama alanı sunar. Her portre, sabit bir kimliğin temsili olmak yerine, bireyin duygusal, psikolojik ve toplumsal katmanlarını görünür kılan bir aynaya dönüşür.

Bu seri, izleyiciyi yalnızca bakmaya değil, kendi benliğiyle düşünsel bir karşılaşmaya davet eder. Toplumsal roller, kişisel travmalar ve içsel çatışmalar, portreler aracılığıyla birer yüz olarak değil, değişen ve dönüşen bir benlik süreci olarak temsil edilir. Böylece eserler, sabit kimlik imgelerini reddederken, öznenin sürekli yeniden yazılan doğasını ön plana çıkarır.

Palyaço Serisı

Palyaço Serisi, bireyin toplumsal maskeler ardında gizlenen gerçek benliğine odaklanır. Palyaço figürü, hem bir oyun alanını hem de bir içsel çatışmayı temsil eder; mizahın ardına saklanan kırılganlık, kaygı ve kimlik belirsizlikleri görünür hâle gelir.


Bu seri, maskelenmiş yüzü bir koruma değil, bir sorgulama alanı olarak ele alır. İzleyici, sahte gülüşlerin ardındaki içsel boşlukla ve toplumsal rollerin yarattığı kimlik gerilimleriyle yüzleşmeye davet edilir. Palyaço, benliğin toplumsal sahnede sürekli yeniden kurulan doğasını açığa çıkararak, izleyeni içsel ve felsefi bir dönüşüm sürecine yönlendirir.

Şaman Serisi

Şaman Serisi, bireyin içsel gücünü keşfetme, doğayla yeniden bağ kurma ve evrensel bilgeliklere ulaşma yolculuğunu simgesel bir anlatımla sunar. Eserler, ruhsal ve toplumsal dönüşümün yalnızca bir tema değil, sanatın kendisiyle iç içe geçmiş bir süreç olduğunu vurgular.


Şaman figürü, sabit kimliklerden arınmış, doğayla uyumlu ve kendilik bilinciyle donanmış bir varoluşun çağrısını yapar. Bu çağrı, izleyiciyi yalnızca gözlemlemeye değil, kendi benliğini daha derin, bütüncül ve dönüştürücü bir düzlemde sorgulamaya davet eder. Serinin her bir parçası, sanat aracılığıyla oluşan bir ruhsal geçiş ritüelidir; içe dönüşün ve doğaya yeniden yönelişin ifadesidir.

Toska Serisi

Toska serisi, melankoli, boşluk ve yalnızlık gibi varoluşsal duyguların pasif bir yıkım değil, benliğin yeniden inşası için yaratıcı bir zemin olduğunu savunur. Freud’un melankoliye dair görüşleriyle Foucault’nun kendilik kültürü anlayışını bir araya getiren bu yaklaşım, sabit kimlik imgelerinin ötesinde, sürekli dönüşen ve evrilen bir özneyi merkeze alır.

Sergideki her bir eser, içsel çöküşlerin ardından gelen yaratıcı yeniden doğuşları simgeler. Sabit yüzlerin yerini, varoluşun akışı içinde biçim değiştiren ve yaratıcılığı temsil eden suretler alır. Toska, kayıp ve eksiklik üzerinden kimlik inşasının sürekli devindiği bir süreci görünür kılar; yalnızlık, yaratımın başlangıç noktası hâline gelir.

Bu bağlamda Toska, yalnızca ruhsal bir durumu değil, aynı zamanda felsefi ve sanatsal bir dönüşüm pratiğini temsil eder. İzleyici, sabitleşmiş benlik imgelerinin ötesine geçmeye; boşlukta filizlenen yeni yüzler ve kimliklerle kendi varoluşunu yeniden düşünmeye davet edilir.

bottom of page